rüşvet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüşvet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2016 Pazartesi

Türkiye’de darbeler dönemi kapandı(!)


Türkiye’de darbeler dönemi kapandı. Bu başarıyı tabii ki AKP hükümetine ve Erdoğan rejimine borçluyuz. Üstelik bunu darbe teşebbüsleri somut kanıtlarla ispatlanmış ordu içerisindeki cunta yapılarını aklayarak başardılar. Bu başarılarını pek çok faili meçhul olayın ve kanlı kaosun faili derin devlet çetesi “Ergenekon Terör Örgütü” üyelerinin tamamını beraat ettirip, aklayarak perçinlediler. Dahası “orduya kumpas kuruldu” deyip çeteci, darbeci, cuntacı kim varsa hepsinden toptan özür dileyerek bu perçini güçlendirdiler.
Tabii ki yetmedi. “Darbeci” diye bilinenlere özür hediyesi olarak masum kelleleri sundular. Hiçbir delil göstermeksizin “paralel devlet” diye bir safsata uydurdular ve bu sözde yapıya hizmet ettiğini savundukları kamu görevlilerini orduya “kumpas” kurmakla, hükümete “darbe” yapmakla suçlayıp hukuksuzlukta ve zulümde zirve yaptılar. Zaten ancak bunları yaparak darbeler dönemini kapamayı başardılar.   
Malum olduğu üzere AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi, 17/25 Aralık 2013 tarihinde ortalığa saçılan büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalının üstünü örtmek üzere, o güne kadar mücadele ettiği tüm darbecileri, cuntacıları, derin devlet çetelerini aklayarak bunlarla işbirliği yapmayı tercih etti. Şimdi doğal olarak “Öyleyse darbeleri nasıl bitirdi?” diye sorabilirsiniz. Bu yazıda işte onu anlatmaya çalışacağım.
AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi, somut kanıtlara dayanarak yargılanmış ve mahkum edilmiş askeri darbe girişimlerini, darbeci cuntaları ve derin devlet çetelerini, kendi yolsuzlukları ortaya çıkınca apar topar aklamakla kalmadı, “darbe” kavramının pratikteki anlamını ve içeriğini de değiştirdi. Yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlıkta suçüstü yakalanınca darbecilerin, cuntacıların ve Ergenekoncuların desteğine ihtiyaç duyan AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi, onları el çabukluğuyla aklarken, sayısız yeni darbe türleri üretmeyi de ihmal etmedi.  
Yolsuzlukla kirlenen AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi için Balyoz, Sarıkız, Eldiven, Suga vb yasadışı ve anti-demokratik cunta faaliyetleri ve askeri eylem planları darbe değildi artık. “Darbe” olarak bunların yerini hükümet üyelerinin veya Erdoğan’ın aile fertlerinin yolsuzluklarının ortaya çıkarılması aldı. Sonra devamı da geldi. Yeni “darbe” anlayışı kapsamında İran menşeli bir casusluk örgütüne yönelik soruşturma, ordu içerisindeki casusluk faaliyetlerine dair soruşturma, radikal İslamcı terör örgütlerine ve PKK’ya yönelik yapılan soruşturmalar ve operasyonlar artık AKP hükümetine yönelik birer darbe olarak görülür oldu. Bu da yetmedi. AKP ve Erdoğan rejimine göre, Hizmet Hareketi’ne yakın işadamları, bu işadamları tarafından kurulan banka, şirketler, medya kuruluşları, okullar, dershaneler, insani yardım kuruluşları ve hastaneler eski darbecilerin ve darbelerin yerini aldı.
Böylece gündeme her gün yeni bir “darbe” hikayesi damgasını vurur oldu. Ortalık her gün yeni bir darbe hikayesiyle velveleye verildi. İçinde askerin, militanın, silahın, kan dökmenin, anayasal düzeni değiştirmenin ya da hukuk dışılığın olmadığı bu yeni darbe türü sayesinde adları tek bir reel suça karışmamış masum insanlar ve kurumlara yönelik akıl almaz iddialar, deli saçması suçlamalar havalarda uçuştu. Polis operasyonlarında, gece yarısı baskınlarında yapılan kitlesel göz altıları proje mahkemelerde uyduruk yargılamalar ve tutuklamalar takip etti. Darbeciler, cuntacılar, derin devlet çeteleri aklanıp itibar görürken, yakın döneme kadar PKK ve el-Kaide başta olmak üzere pek çok terör örgütüne adeta dokunulmazlık sağlanırken, bugüne kadar adları tek bir suça karışmamış öğretmenler, iş adamları, hayırseverler, gazeteciler, polisler, savcılar, hakimler farklı farklı gerekçeler ve iddialarla hükümete darbe yapmakla suçlandılar.
Tek bir hukuksuz işlemin bulunmadığı 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalı soruşturmalarında AKP’li bakanlar ve Erdoğan’ın yakınları ile ilgili ortalığa saçılan yüzlerce somut suç deliline rağmen bu yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında yer alan savcılar, hakimler, polisler ve hatta bu skandalı haber yapan gazeteciler derhal “hükümete darbe yapmak”la suçlandı. Devletin ve hükümetin en üst kademelerini bile kirli rüşvet çarkına dahil ederek ülkenin milli güvenliğini kevgire çeviren İran orijinli tartışmalı işadamı Reza Zarrab’ın ilişkiler sistematiğini ortaya çıkaranlar “darbeci” ilan edilirken, bazı kabine üyelerine yüz milyonlarca dolar rüşvet dağıttığı belgelenen Zarrab ise Erdoğan tarafından çoktan “hayırsever işadamı” olarak onurlandırılmıştı bile.
Reza Zarrab’dan yüklü rüşvet aldıkları somut delillerle kanıtlanmış olan bakanlar, bakan çocukları ve Erdoğan’ın yakınları el çabukluğuyla aklandı. Bu aklama tabii ki bedelsiz olmadı. Bunun için rejimin demokratik bir hukuk devleti olma niteliğinin hızla feda edilmesi gerekti. Böylece bağımsız ve tarafsız yargı yok edildi, polis teşkilatı hallaç pamuğu atıldı. Yani, yolsuzluğu ortaya çıkaranlar “darbe yapmak”la suçlanırken asıl darbe AKP ve Erdoğan rejimi tarafından hukuka, yargıya ve devlete yapıldı. Üstüne de savcıların, hakimlerin ve polislerin devasa boyutta yolsuzlukları ortaya çıkarmak suretiyle hükümete yaptıkları iddia edilen yeni bir “darbe” türü darbeler literatürüne girmiş oldu. Sakın “yolsuzlukları, hırsızlıkları, rüşvetleri ortaya çıkarmakla nasıl darbe yapılır?” diye normal ve makul sorular sormayın bana. Çünkü bu sorunun makul bir cevabı yok!
Üstelik en fecisi de bu değildi. Hırsızlıklar, yolsuzluklar ve aldıkları rüşvetlere dair belgeler ortalığa saçıldıkça AKP hükümeti ve Erdoğan rejiminin dağarcığındaki diğer “darbe” türleri de bir bir sökün etti. Mesela, bir zamanlar AKP ve Erdoğan rejiminin şeffaf olmayan çok yakın ilişkiler içerisinde bulunduğu İran’a hizmet eden bir terör ve casusluk örgütüne yönelik yürütülen soruşturma da derhal hükümete yönelik bir darbe olarak yaftalandı. Geçmişteki terör eylemlerinin yanı sıra İran adına yürüttüğü casusluk faaliyetleri bağlamında AKP hükümetinin en üst makamlarına ve devletin en hassas birimlerine kadar doğrudan erişme imkanına kavuştuğu anlaşılan Selam Tevhid Terör Örgütü’ne yönelik soruşturmada hukuk çerçevesinde ve görevleri gereği rol alan ne kadar savcı, hakim, polis varsa ya görevden alındı ya da tutuklanıp hapse atıldı. Örgütün İranlı elemanları ışık hızıyla ülkeden kaçarken, casusluk faaliyetlerine dair tüm somut delillere rağmen soruşturmada yer alan tüm kamu görevlileri darbecilikle suçlandı.
Durun heyecanlanmayın hemen! “Darbe” iddialarının en fecisini henüz okumadınız daha. Gerçek darbecileri, cuntaları aklayarak yolsuzluklarını örtmek için bunlarla işbirliğine giren Erdoğan rejimi literatüründe daha ne darbe türleri var hayal bile edemezsiniz. Mesela, Türkiye’ye ithali ve ülkede satışı yasak olan bir kanserojen GDO’lu prinç skandalı var ki evlere şenlik. Yaptığı askeri darbe ve cunta haberleri dolayısıyla AKP’liler tarafından yakın zamana kadar bir demokrasi kahramanı (ki hakikaten öyle) olarak görülen, yolsuzluklarını örtmek için darbeci cuntalarla ittifak arayışına girdiklerinde ise “orduya kumpas kurmak”la suçlanan Mehmet Baransu, bu skandalın da başkahramanlarındandı.
Sakın yanlış anlaşılmasın, Baransu olayın başkahramanlarındandı ama binlerce ton GDO’lu princi Türkiye’ye ithal eden tabii ki o değildi. Baransu, haber yapmak suretiyle, insanların sağlığıyla oynayan bu yolsuzluğu ortaya çıkardığı için “hükümete darbe yapmak”la suçlanan kişiydi. GDO’lu prinç ithalatı ile ilgili skandal daha önce başka gazetelerde de haber olmasına rağmen AKP hükümetinin ve Erdoğan rejiminin etkin isimlerine kadar ulaşan bu skandalın üzerine giden Baransu, böylece nev-i şahsına münhasır darbecilik koleksiyonuna bir yeni halka daha eklemiş oldu. Arkalarında Erdoğan’a yakın bazı bakanların olduğu GDO’lu prinç yolsuzluğunu yapanlar yerine tabii ki bazı polisler ve savcılarla birlikte Baransu’ya soruşturma ve dava açıldı. Baransu’ya “silahlı terör örgütüne üye olmak ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek”, yani “darbe yapmak” suçlamaları yapıldı. Sırf gazetecilik yaptığı için Baransu “GDO’lu darbe”den de yargılanmaya başladı.
Bunlara benzer daha pek çok yeni nesil “darbe” türünün trajikomik hikayesini anlatabilirim. Kreşteki öğrencilerin bile tehdit olarak algılandığı, yaşlı kadın hayırseverlerin ve işini hakkıyla yapmaya çalışan gazetecilerin dahi darbe yapmakla suçlandığı bir ortamda “darbe” iddiaları ciddiyetini kaybeder. Yakın tarihi gerçek askeri darbelerle dolu Türkiye gibi bir ülkede askeri cuntaların darbe hazırlıklarına dair herhangi bir gerçek haber bile artık maalesef ciddiye alınmaz. Diyeceğim o ki, gerçek bir askeri darbe yapılıncaya kadar Türkiye’de “darbe” dönemi kapanmıştır. Ve bunu, hedefe koyduğu her muhalifini “darbe yapmak”la suçlayan, en masum insanlara bile iddialı darbe davaları açan AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi başardı.  

16 Aralık 2015 Çarşamba

Çocuğunuz dindar mı, ahlaklı mı olsun?


Bir çelişkiymiş gibi gözüken bu soruyu, Türkiye’nin içinde bulunduğu derin ahlaki ve dinsel yozlaşma bağlamında, “Çocuğunuz Müslüman mı, yoksa iyi bir insan mı olsun?” şeklinde sormak da mümkün. Ben iki çocuk babası bir insan olarak önceliğimin ve tercihimin çocuklarımın her şeyden önce “ahlaklı iyi birer insan” olmaları yönünde olduğunu peşinen belirtmeliyim.
Çevremizdeki milyonlarca örnekten “dindar” bir kimlik benimsemeden de “ahlaklı” olmanın, Müslüman olmadan da “iyi bir insan” olmanın fevkalede mümkün olabildiğini görebiliyoruz. Öte yandan, asgari düzeyde bile hakkını veremedikleri halde hiç çekinmeden kendilerine “dindar” diyen genişçe bir kitlenin, bir çeşit sekülerlik örneği sergileyerek, Müslümanlıklarıyla “iyi bir insan” olma arasına kocaman bir uçurum koyma örneklerinin de haddi hesabı olmadığına şahitlik ediyoruz.
Halbuki, evrensellik kazanmış en temel ahlaki kuralları ve etik ilkeleri hiç umursamadıklarını bütün hal ve hareketleriyle ortaya koyan bu tür insanların tüm “dindarlık” iddiaları paçozlaşmanın şahikasındaki bir oksimorondan ibarettir. Aynı şekilde “iyi bir insan” olmayı asgari düzeyde bile başaramamış sözüm ona “dindar” kimlikli milyonların “iyi bir Müslüman” olma iddiasının da geçerlilik ve gerçekliği olamaz.
Elbette ki farkı görüş ve inanç sahipleri bu konuda farklı düşünebilir. Ama ben milletleri millet yapan milli, manevi, tarihi ve kültürel değerleri gelecek nesillere aktarma misyonunun diğer anlayışlardan ziyade muhafazakar ve dindarlara ait olduğunu düşünenlerdenim. Toplumların gerçek dindar ve muhafazakar kesimlerinin rolünü babaların rolünden ziyade aile içerisinde kendi kültürlerini, ananelerini ve duyarlılıklarını çocuklarına taşıyan annelerin rolüne benzetirim. Neticede dil bile anneler üzerinden çocuklara aktarılan mucizevi bir beceri değil midir? Zaten bundan dolayı da insanların kendi dillerine “baba dili” değil de “anadili” denilmiyor mu?
Sosyal açıdan muhafazakar yaşam tarzı benimsemekle birlikte siyasi görüş itibariyle kendisini “liberal demokrat” kimliğe daha yakın gören biri olarak, hangi dinsel ya da kültürel ortama ait olurlarsa olsunlar o dinin dindarlarını ve muhafazakarlarını önemserim. Çünkü bilirim ki muhatap olduğum o farklı kimlik, ancak o farklı milli, dini, kültürel kimliği benimseyen dindarlar ve muhafazakarlar sayesinde günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, evrensel kabul gören en temel ahlaki ilkelerle bile arası açılmış bir sözde dindarlığın ve “iyi bir insan” olma kaygısı bile gütmeyen bir muhafazakarlığın oluşturduğu tehlike, güncel ve konjonktürel toplumsal yozlaşmanın ötesine geçen bir ciddiyettedir. Çünkü bana göre bu tehlike doğrudan milletin bekasını ve kültürel sürekliliğini tehdit eder niteliktedir.
Bilmem hatırlatmaya gerek var mı ama ahlaklı iyi bir insan asla yalan söylemez, söyleyemez. Ahlaklı iyi bir insan başkalarına asla iftira etmez,  edemez. Ahlaklı iyi bir insan başkalarının haklarını, mal ve mülklerini asla gasp etmez, gasp edemez. Ahlaklı iyi bir insan başkalarına bile bile asla zarar vermez, zarar veremez. Ahlaklı iyi bir insan göz göre göre masum insanlara zulmetmez, zulmedemez. Ahlaklı iyi bir insan asla hırsızlık yapmaz, yapamaz. Ahlaklı iyi bir insan asla rüşvet almaz, alamaz ve asla rüşvet vermez, veremez. Ahlaklı iyi bir insan asla yolsuzluk yapmaz, yapamaz.
Ahlaklı iyi bir insan kendisine emanet edilen kamu imkanlarını asla şahsi çıkarları için kullanmaz, kullanamaz. Ahlaklı iyi bir insan devlet gücünü şahsi kin ve nefretine asla alet etmez, edemez. Ahlaklı iyi bir insan devlet gücünü bir kişisel intikam aracı olarak asla kullanmaz, kullanamaz. Ahlaklı iyi bir insan farklı görüştekileri yıldırmak, sindirmek ve susturmak için eline geçirdiği ceberrut güçle bu insanların üzerinde asla tepinmez, tepinemez. Ahlaklı iyi bir insan kendisi gibi ahlaklı iyi birer insan olarak gördüğü insanların dini ve milli duygularını ve hassasiyetlerini asla istismar etmez, edemez.
Dahası ahlaklı iyi bir insan yukarıda saydığım birbirinden kerih fiillerin birini, birkaçını veya tamamını sürekli ve sistematik olarak gerçekleştiren ahlaksız ve kötü insanlara konumlarını umursamaksızın asla iyi bir gözle bakmaz, bakamaz.
Peki yaşadığımız gerçekler öyle mi? Öyle olup olmadığını 31 Mayıs 2013’te barışçıl bir çevreci duyarlılıkla başlayan ve hükümetin bilinçli provokasyonları ile bazı marjinal grupların müdahilliği neticesinde ölümcül bir şiddet sarmalına dönüşen Gezi Parkı protestoları sonrası yaşananlara bakarak anlayabilirsiniz. Halkı kamplaştırarak ve kutuplaştırarak kendi kitlesinin desteğini konsolide etmek için uydurulan provokatif Kabataş yalanına bakmak bile sadece “ahlaklı iyi bir insan olma” ideali ile iktidar ve güç için bütün ahlaki ve insani kuralları ayaklar altına almakta bir sorun görmeyenler arasındaki uçurumu görmenize yeter.
Kendisine “dindar” ve “muhafazakar” diyenlerle “ahlaklı iyi iyi bir insan” olma ideali arasındaki uçurumu buna rağmen hala göremiyorsak, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalının patlak vermesi sonrası yaşananlara da göz ucuyla şöyle bir bakabiliriz. 17/25 Aralık’ta ortalığa saçılan rüşvet ve yolsuzluk kanıtlarını gölgelemek için tam iki yıldır aralıksız yapılan sistematik hukuksuzlukları, keyfilikleri, zulümleri; her gün meydanlarda, ekranlarda, manşetlerde söylenen koca koca yalanları ve ahlaksızca atılan iftiraları şöyle bir gözümüzün önünden geçirebiliriz.
Bütün bu fecaatleri gözden geçirdikten sonra bir de toplumun ahlakla ve dinle asla tevil edilemeyecek bu apaçık fecaatlere karşı tavrına bakabiliriz. Yolsuzluk yaparken ve rüşvet alırken suçüstü yakalanmış muktedirlerin bu yüz kızartıcı suçlarına yalanlar söyleyerek, iftiralar atarak, hukuksuzluklar yaparak, masum insanlara zulmederek her gün yenilerini eklemelerine karşı toplumun özellikle “dindar” ve “muhafazakar” çevrelerinden yükselen tek bir itiraz duyanınız, tek bir tepki göreniniz var mı?
Bu çevrelerden olup bitenlere karşı cılız bir sesle de olsa itiraz şöyle dursun tarihin görüp göreceği en büyük rüşvet ve yolsuzluk skandalına adı karışmış yoz bir iktidarı ayakta tutanlar bu sözüm ona “dindar”lar ve “muhafazakar”lar değil mi? Peki bu nasıl bir dindarlıktır? Bu nasıl bir muhafazakarlıktır? Bu dindarların inandığı din her neyse, o din rüşveti, yolsuzluğu, hırsızlığı, talanı, yalanı, iftirayı, hukuksuzluğu, keyfiliği ve zulmü hoşgörüyor olabilir mi? Ya da bu muhafazakarlar çıkarları ve menfaatleri için en temel ahlaki ilkeleri bile feda edebiliyorlarsa çocuklarına ve gelecek nesillere aktarmak için sahi neyi muhafaza ediyorlar?
Hangi dine mensup olursa olsun “dindarlık” ve hangi kültüre ait olursa olsun “muhafazakarlık” değer verdiğim özelliklerden olduğundan hırsızlığı, rüşveti, yolsuzluğu, yalanı, iftirayı, gasbı, keyfiliği, hukuksuzluğu ve apaçık zulmü sorun etmeyenleri “dindar” ve “muhafazakar” olarak görmüyorum. En asgari düzeyde bile ahlakilik sergileyemeyenlerin, en basit anlamda iyi bir insan olma gayreti göstermeyenlerin hakiki Müslümanlar olabileceklerine de ihtimal vermiyorum.
Çünkü, diğer ilahi dinler gibi İslam dininin de ne IŞİD’ın yaptıklarına benzer vahşet, şiddet ve teröre, ne ahlaksızlığa, ne de kötü bir insan olmaya cevaz verdiği kanaatinde değilim. Bu yüzden en temel ahlak kurallarıyla bile arasına mesafe koyanları tanımlamak için Sosyolog Tayfun Atay’dan ödünç aldığım “dinbaz” terimini kullanmayı tercih ediyorum. Müslüman dindarlığının ve Türk muhafazakarlığının “ahlaklı” ve “iyi insan” imgesini ahlaksızca ve hoyratça yok eden tüm dinbazlara ise lanet ediyorum.   


15 Aralık 2015 Salı

A’dan Z’ye 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalı



A
          Ayakkabı Kutusu: Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde ayakkabı kutuları içinde 4,5 milyon dolar bulununca 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının sembollerinden oldu.
Alo Fatih: Doğrudan Başbakan Erdoğan’dan veya yakınlarından talimat alarak Ciner Medya Grubu yayınlarını şekillendiren Grubun Yönetim Kurulu Başkan Vekili Fatih Saraç’ın medya komiserliği vazifesini yapış tarzına verilen ad.
         Alo Babacım: Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın babasından gelen her telefonu açarken söylediği ve konuşma süresince sayısız defa tekrarladığı, üzerine şarkılar bestelenen sevimli hitap şekli.
         Aklama: Adı rüşvet iddialarına karışan müstafi 4 bakanla ilgili 5 Mayıs 2014’te kurulan 15 kişilik TBMM Soruşturma Komisyonu’ndaki AKP’li üyelerin ve Yüce Divan oylaması sırasında AKP’li milletvekillerinin yaptığı şey. 
B
Babek Zencani: 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalının baş aktörü Reza Zarrab’ın ortağı. Devletini 2,8 milyar dolar dolandırmaktan dolayı İran’da idam cezası istemiyle yargılanan gözükara kişi.
         Başçalan: Twitter’da Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen tapeleri yayımlayan hesap. Bu hesaptan 42 video paylaşıldı. Bu videolar toplam 14 milyondan fazla izlendi. 17 Aralık’tan sonra görevden alınan emniyet müdürleri bu hesaptan şikayetçi oldu.
         Bilal Erdoğan: Her haliyle, her tavrıyla 17/25 Aralık sonrası dönemin hakkında en çok konuşulan fenomen ismi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikinci ve biricik oğlu.
         Bakara-Makara: Dönemin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’la gazeteci Metehan Demir arasında geçtiği iddia edilen bir ses kaydındaki niteleme. İkili telefon konuşmalarında Bakara Suresi’nden dalga geçerek bahsediyor.
Bahşiş: Reza Zarrab’ın dedesinden öğrendikten sonra hayat felsefesi ve iş yapış tarzı haline getirdiği ‘O… ile memurun bahşişini başında verin’ tavsiyesindeki ahlaksız işlem.
Bank Asya: Hiçbir somut gerekçe ve sebep gösterilmeden tamamen “cadı avı” ve intikam amaçlı olarak 31 Mayıs 2015 tarihinde yönetimine el konulan Türkiye’deki en büyük faizsiz özel banka.
C
Cadı Avı: 17 Aralık skandalının patlak vermesinden sonra Hizmet Hareketi’ni hedefe koyan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “…cadı avıysa, evet biz bu cadı avını yapacağız” açıklamasından bu yana aralıksız sürdürülen tüm ahlaksız, kuralsız, hukuksuz, keyfi zulüm ve baskı faaliyetleri.
         Cemaati Bitirme Planı: 2004 MGK’sında Hizmet Hareketi hakkında alınan ve “uygulanmadı” denilen fakat ortaya çıkan belgelerle deşifre olup yalanlanamayan plan. Fişleme belgeleri 2 Aralık 2013’te Taraf’ta yayımlandı. 17 Aralık’tan sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik sistematik baskı ve zulümlerle sürekli hatırlandı.
         Can Dündar: 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalının patlak vermesinden sonra “Erdoğan’ın En Uzun Günü” isimli belgeselle iktidarın şimşeklerini üzerine çeken, Suirye'deki radikal örgütlere silah taşıyan MİT tırları manşeti bahane edilerek Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ile birlikte hapse atılan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. 
Ç
Çikolata Kutusu: Ayakkabı kutusu kadar meşhur olmasa da benzer fonksiyonu gören şık karton ve parlak kağıttan nesne. Reza Zarrab’ın Egemen Bağış’a gönderdiği iddia edilen rüşvet paralarını taşımak için kullandığı kıymetli kutu.
         Çalıyorlar Ama Çalışıyorlar: 17 Aralık skandalından sonra sözümona “dindar” AKP’li seçmenin iktidarı savunmak için öne sürdüğü argüman. AKP’nin ve Erdoğan’ın ustalık döneminin halkça yorumu.
         Çağlayan Saati: 17 Aralık soruşturmasının en önemli simgelerinden biri. Reza Zarrab’ın Bakan Zafer Çağlayan’a rüşvet olarak verdiği ileri sürülen yaklaşık 700 bin TL değerindeki Patek Philippe 5101G marka kol saati. Hala Çağlayan'ın kolunda olduğu tahmin ediliyor.
D
Dershaneler: Hizmet Hareketi’ne yönelik “cadı avı” operasyonlarının bir parçası olarak Erdoğan ve AKP’nin israrla kapatmaya çalıştığı öğrencilere kaliteli destek veren bahtsız eğitim kurumları. 
E
Erdoğan Bayraktar: lunun adı yolsuzluk iddialarına karıştığı 17 Aralık 2013 günü telaşla NTV’ye bağlanarak canlı yayında “Ne yaptıysam başbakanın talimatıyla yaptım” dedikten sonra Başbakan Erdoğan’ın istifa etmesini isteyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı. Erdoğan'ın bilahare bazı sui generis yöntemlerle tekrar yola getirdiği kıymetli şahsiyet.
         Egemen Bağış: Bütün bakanların isimlerinin çocukları üzerinden karıştığı 17 Aralık yolsuzluk skandalına doğrudan ismi karışan tek bakan. Dönemin Başmüzakerecisi ve AB Bakanı.
         Efkan Ala: 17 Aralık sonrası, hedefe koyduğu gazeteci Mehmet Baransu için “Mahkeme kararına gerek yok. Kapısını kırın, o adamı alın” diyen, hızını alamayarak savcının direnmesi halinde, “Savcıyı da alın” talimatı veren, maiyetindekileri suç işlemeye teşvik ederek Ya kardeşim biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız, savcıdan korkmayın siz. Koca yüzde 50 oy almış partinin iradesini söylüyorum ben, gerisini s... et” diyen dönemin çok kıymetli Başbakanlık Müsteşarı. Hukuka ve Anayasa’ya bile eyvallahı olmayan bu cevvaliyetinden dolayı dışarıdan atamayla İçişleri Bakanlığı ile ödüllendirilen kişi. Şu an ise seçilmiş İçişleri Bakanı olarak aynı minval üzere hizmetlerine devam eden şahsiyet. 
F
Fuat Avni: Dönemin en gizemli, gerçek kimliği en çok merak edilen sanal kişisi. Twitter fenomeni. Tapelerle ilgili ipuçları yayımlayan, operasyonları önceden bilen, yazdıkları sosyal medyada gündem olan esrarlı hesap. Seçim tahminlerinde yanılması sonucu inandırıcılığını ve eski popülerliğini kaybeden sosyal medya kişisi.
         Fezleke: Rüşvet aldığı iddia edilen 4 Bakan’a dair düzenlenen ama gizlilik kararı konularak milletvekillerinin bile görmesi engellenen tuhaf bir doküman.
Fix Deposit: Hikayemizin esas oğlanı Reza Zarrab adlı kişinin etki altına almak istediği yabancı konukları için pazarlıkla organize ettiği hayat kadınlarından birini sadece kendisine “müstakilen hizmet” için ayırmak üzere kullandığı ve güzel Türkçemize kazandırdığı bir terim. 
G
Güler (Muammer): Rüşvet ve yolsuzluk iddialarına daha ziyade oğlu Barış Güler üzerinden adı karışan, ama rüşvet karşılığı İranlı işadamına MİT ve polise karşı koruma sağlamak vaadini  “Abicim sen rahat ol. Vallahi öyle bir şey varsa, senin önüne ben yatarım ya! İçişleri Bakanlığı’nda, Maliye’de ve MİT’te bir şeyin yok” diyen İçişleri Bakanı.
         Gazetecileri Susturma: 17 Aralık ve sonrasında ortalığa saçılan yolsuzluk ve hukuksuzluklara dair gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için AKP hükümeti ve Erdoğan rejiminin, gazetecilere dava açarak, tehdit ederek, linç kampanyaları düzenleterek, gazete-TV baskınları düzenleyerek, mali soruşturmalar açarak, yayın organlarına el koyarak, gazetecileri hapse atarak gerçekleştirdiği yaygın ve sistematik faaliyet.
         Gözaltılar: Yürütülen “cadı avı” operasyonları kapsamında başta Hizmet Hareketi’ne yakın insanlar olmak üzere AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi tarafından hedefe konulan kesimlere yönelik uygulanan yıldırma ve sindirme yöntemi.
         Gizlilik Kararı: Özellikle 17 Aralık skandalından sonra AKP hükümetinin kamuoyu tarafından duyulmasını, bilinmesini istemediği her konuda emrindeki yargıyı kullanarak koydurduğu hukuksuz ve keyfi yasak türü. Sansür, karartma...
H
Hayırsever: 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalının başaktörü Reza Zarrab’ı Erdoğan’ın “Hayırsever bir işadamı” diye tanımlamasıyla çok ciddi anlam kaymasına uğrayan o ana kadar son derece olumlu anlamlara gelen bir kelime. Eskideki anlamıyla gerçek “hayırsever” olanların son 2 yıldır “terörist” olarak sürekli ve sistematik operasyonlara, saldırılara, baskılara uğradığı talihsiz kelime.
         Haşhaşi: Erdoğan’ın 17 Aralık skandalı sonrası Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik kullandığı 400 civarındaki birbirinden nezih hakaret kelimeleri arasında en sıklıkla kullanmayı tercih ettiği hakaret ifadesi. Erdoğan’dan alıntıyla cümle içinde kullanılışı: “Bunlar itikadi noktada da bir sapıklığı içindeler. Bunlar tam haşhaşi…”
         Havuz Medyası: Menfaat karşılığı iktidara destek veren medya organlarına verilen genel ad. Havuz medyasının nasıl oluştuğuna dair fezlekede yer alan kayıtlara göre büyük devlet ihalelerini alan yandaş ve besleme işadamlarından hükümeti destekleyecek medya organlarına para aktarılıyor. Mezkur havuz medyasını atanmış bürokrat niteliğindeki isimler yönetiyor. Karşılığında ihaleler hep aynı isimlere gidiyor.
         HSYK: 17 Aralık 2013 skandalı sonrası yargıyı tamamen hükümete bağlamak için yapısı kökten değiştirilerek vesayet altına alınan yargı yönetim mekanizması. Apar topar çıkarılan bir düzenlemeyle HSYK bünyesinde Adalet Bakanı’na hakim, savcı ve adalet müfettişlerinin atanması, disiplin soruşturmaları vb birçok konuda geniş yetkiler verildi. Bu sayede ülkede hukuk ve bağımsız yargı erki yok edildi. Hukuk guguğa dönüştü.
İ
İstifalar: Yolsuzluk ve rüşvet skandalına tepki gösteren çok az sayıdaki AKP’li milletvekilinin yanı sıra adı skandala karışan bakanlar olan Bağış, Güler, Çağlayan ve Bayraktar’ın ancak 8 gün sonra gönülsüzce yaptığı siyasetçilerin şeytan görmüş gibi kaçındığı unutulmuş eylem tarzı.
         İn: Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın "İninize gireceğiz, ininize. Didik didik edeceğiz” diye startını verdiği, suçlu-masum ayrımı yapmaksızın Hizmet Hareketi’ne savaş açtığı ve bir türlü girmelere doyamadığı varsayımsal yer. En ağırından cadı avcılığı.
         İpek Medya Grubu: 17 Aralık 2013 sonrası eleştirel çizgisinden dolayı Erdoğan rejimi ve AKP hükümetinin hedefi haline gelen ve 28 Ekim 2015 günü hükümet tarafından hukuksuz ve keyfi bir şekilde fiilen el konulan medya grubu. Yavuz hırsızların yeni hırsızlık tarzına önemli bir örnek.
J
JPC: Özellikle 17 Aralık rezaletinden sonra Türkiye’de gazetecilere ve medyaya yönelik baskılara ve yok etme çabalarına karşı Sınır Tanımayan Gazeteciler’le birlikte en sert tepkiyi veren New York merkezli uluslararsı gazetecilik örgütü. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin İngilizce kısaltması. 
K
Kupon Arazi: Bazılarını derhal yoldan çıkaran en değerli arazi, ranta uygun arazi… Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve TOKİ Başkanı Ahmet Haluk Karabel’in konuşmasının yayımlanmasının ardından kamuoyuna mal olmuş tanımlama.
L
Lügat: Dünya tarihinin belki de en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalı olan 17/25 Aralık rezaletini ve sonrasında yaşanan hukuksuzluk, baskı ve zulümleri tam anlatabilmek için asla yetmeyecek olan kifayetsiz dilbilimi aracı. 

M
Mehmet Cengiz: 17 Aralık operasyonlarına ve Havuz medyası iddialarına adı karışan “Bu milletin …na koyacağız” beliğ küfrüyle haklı bir şöhrete kavuşan, Erdoğan’a yakınlığının sağladığı alabildiğine objektif şartlarla yüksek meblağlı tüm ballı kamu ihalelerinde gözetilmeye en mazhar değerli işadamlarından biri.
         MİT Raporu: Millî İstihbarat Teşkilatı’nın dönemin Başbakanı Erdoğan’a sunduğu rapor. Reza Zarrab’ın bazı bakan ve yakınlarıyla ilişkisini anlatan ve “Bu ilişkiler ortaya çıktığında hükümetimiz zor durumda kalır” uyarısını yapan partizan metin. Erdoğan’ın 17 Aralık’tan 8 ay önce verilen bu duyarlı rapora itibar etmediği, gereğini yerine getirmediği anlaşılıyor.
N
Nedeni: 17/25 Aralık operasyonlarına sebep olan yolsuzlukların ve rüşvetlerin muhteris muktedirlerde sıklıkla görülen ve bir türlü engelleyemedikleri compulsive obsessive nitelikteki daha fazla para, daha fazla güç ve iktidara duydukları doyumsuz  ihtiras.
O

Okul Baskınları: 17 Aralık sonrası Erdoğan’ın talimatlarıyla zırhlı araçlar ve ağır silahlı polislerle yürütülen sistematik “cadı avcılığı”nın temel uğraş faaliyeti. Kreşlere ve anaokullarına baskınlar da yan faaliyet olarak devam ettiriliyor. 
         Oğullar: Bakanların rüşvet ve yolsuzluk faaliyetlerini aracılıklarıyla yaptıkları iddia edilen yakınları. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Oğuz Bayraktar.
Ö
Önüne Yatmak: Lütfen bakınız “Güler (Muammer)” maddesine.
P
Paralel: 17 Aralık 2013 sonrasının en büyük icadı. Türk halkının son iki yıldır en çok duyduğu kelime. Yolsuzluk soruşturmasını savuşturmak üzere icat edilmiş çok kullanışlı, dilden düşmeyen tanımlama. Sözlükte anlamı “Uzunluğu boyunca birbirinden eşit uzaklıkta bulunan doğru ya da düzlemlerin birbirlerine göre durumlarını tanımlamakta kullanılan bir sıfat.” diye açıklanan “paralel”, Erdoğan ve “havuz medyası” tarafından artık sadece Hizmet Hareketi hedef gösterilirken kullanılıyor.
         Polisler: 17 Aralık 2013 skandalından sonra suçüstü yakalanan hırsız ve rüşvetçilerden bir türlü yakalarını kurtaramayan, binlercesi görevinden olan, on binlercesi oradan oraya sürülen, yüzlercesi tutuklanan bahtsız meslek grubu. 
R
Reza Zarrab: 17 Aralık soruşturmasının kilit ismi. Dolayısıyla bütün bu yazılanların ana müsebbibi. Erdoğan’a göre Türkiye’de ikamet eden İran asıllı “hayırsever işadamı”. Kara para aklamak ve rüşvetten suçlanıyordu. 70 gün tutuklu kaldı. Ortağı İran'da idamla yargılanırken, kendisi Türkiye'de krallar gibi yaşayan Erdoğan için en makbul sonradan olma TC vatandaşı. Kamuoyunda biraz Ebru Gündeş’in kocası olarak da tanınıyor.
         Rüşvet: Reza Zarrab’ın dedesinin ifadesiyle ‘O… ile memurun bahşişini başında verin’ cümlesindeki anlamıyla “bahşiş” kelimesiyle eşanlamlı olan ve ahlaksız bir fiili ifade eden kelime. İslam'a göre verenin de, alanın da melun olduğu şey.
S
Sıfırlamak: Sözlükte “Sayma işlemi yapan bir göstergeyi sıfır sayısına getirmek”, “Yok saymak”, “Hiç yokmuş gibi düşünmek” anlamlarına gelen, 17 Aralık’la birlikte yeni karşılıklar kazanan kelime. Dönemin Başbakanı Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin oğlu Bilal Erdoğan olduğu iddia edilen kişiye kısık sesle söylediği “paraları tamamıyla sıfırlayın” talimatıyla meşhur olan sözcük. Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre Erdoğan’ın İstanbul Kısıklı’daki evinden paranın önemli bir kısmı çeşitli yollarla çıkarılıyor. Elde kalan 30 milyon Euro ise bir türlü sıfırlanamıyor. 17 Aralık 2013 tarihinde saat 23.05’te geçtiği iddia edilen konuşmada Bilal Erdoğan, “30 milyon Euro gibi bir miktar daha var. Tamamıyla sıfırlayacağız inşallah.” diyor.
         Savcılar: 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yaptıkları, bakanları ve yakınlarını suçüstü yakaladıkları için hükümete darbe yapmakla suçlanan ve bu yüzden başlarına gelmedik kalmayan kanun adamları. Kanunu, hukuku ve adaleti hiçe sayarak yozlaşmış muktedirlerin tetikçiliğine soyunan türleri de vardır.
Sulh Ceza Hakimlikleri: 17/25 Aralık skandalı sonrası muhalifleri cezalandırmak üzere Erdoğan tarafından 2014 Haziran ayında kurulan intikam araçları. Hukukun temel ilkelerinden olan “Kanuni hâkim” veya “Olağan hâkim” de denen “Tabii hâkim” ilkelerinin tabutuna son çiviyi çakan hukuksuzluk organı.
Ş
Şeffaflık: Meclis denetimi, sivil toplum denetimi, yargı denetimi ve medya denetimi sıfırlandığı için hesap verme endişesi olmadan keyfince hareket edebilen yürütme organıyla Türkiye’de adından da, kendisinden de eser kalmayan demokratik hukuk devletlerine has bir güzel özellik. 
T
Tasfiyeler: 17/25 Aralık skandalı sonrası devlet içindeki cadı avcılığının resmi adı. On binlerce polis, yargıç, savcı, bürokrat ve medya mensubu herhangi bir somut delil gösterilmeksizin işlerinden ve görevlerinden edildi. Polis akademileri kapatıldı, binlerce üst düzey emniyet müdürü emekli edildi, akademisyenler üniversitelerden atıldı.
         Twitter: 17 Aralık 2013 rezaleti sonrası hükümet baskıları ve saldırıları sonucu özgür medya gün be gün yok edilirken gerçek ve doğru haber akışında hızla konvansiyonel medyanın yerini alan sosyal medya mecrası.
         TÜRGEV: Bilal Erdoğan’ın kontrolünde olan ve gerek hükümet, gerek kamu kuruluşları ve gerekse işadamları için en fazla gözetilmeye mazhar olan vakıf. Erdoğan’ın mütevelli heyetinde olduğu TÜRGEV’a yapılan çeşitli tahsisatlarda yolsuzluk yapıldığı iddiaları sıklıkla gündeme gelirken, 17/25 Aralık belgeleri arasında uluslararası şaibelerin odağında olduğuna dair de bulgular yer almaktadır. 
  
U
Unutturma Çabaları: 17/25 Aralık 2013’te ortalığa saçılan rüşvet ve yolsuzluk kanıtlarını unutturmak için ne zaman o kanıtlar gündeme gelse düzenlenen algı operasyonlarıyla amaçlanan hedef. 
Ü
Üniversiteler: Yolsuzluk ve rüşvet lekesini sırtında taşıyan Erdoğan rejimi ve AKP iktidarının sürdürdüğü sistematik “cadı avı”nın ve nefret operasyonlarının son hedefi olan Hizmet Hareketi’ne yakın yüksek eğitim kurumları. Keyfi ve hukuksuz bir şekilde kapatılma ya da el konulma riski altında bulunan kurumlar. 
V
Vesayet: Bir tek adam rejimi yolunda hızla ilerleyen ve bu çabasını 17/25 Aralık skandalından sonra artıran Erdoğan’ın AKP, hükümet, devlet kurumları ve medya üzerinde kurmaya çalıştığı güdüm sistemi.
Y
Yüzde 20: Erdoğan yanlısı bir ilahiyatçı olan Prof. Ahmet Gündüz’ün “Eski hükümetler, milletin malının yüzde 80’ini yiyorlar ve kalan yüzde 20’si ise yol parasına bile yetmiyordu. Tayyip Bey’in hükümetleri ve bürokratları ise, yüzde 20’sini yediler; ancak yüzde 80’ini millete harcadılar” diyerek Erdoğan ve çevresindekileri övdüğü ve halktan çalmak için makul bulduğu oran.
         Yalan: 17/25 Aralık skandalları sonrası AKP’ye, hükümete ve hükümet medyasına hakim olan iletişim tarzı. 
Z
Zafer Çağlayan:  17/25 Aralık soruşturmasında rüşvet aldığı iddia edilen 700 bin TL’lik saat ile gündeme oturan, rüşvet ilişkisinin bununla sınırlı olmadığına dair somut kanıtlar ortaya konan Erdoğan kabinesinin Ekonomi Bakanı.
---
Murat Tokay’ın Aksiyon dergisindeki dosyasından istifade edilmiştir.