Babek Zencani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Babek Zencani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2015 Salı

A’dan Z’ye 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalı



A
          Ayakkabı Kutusu: Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde ayakkabı kutuları içinde 4,5 milyon dolar bulununca 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının sembollerinden oldu.
Alo Fatih: Doğrudan Başbakan Erdoğan’dan veya yakınlarından talimat alarak Ciner Medya Grubu yayınlarını şekillendiren Grubun Yönetim Kurulu Başkan Vekili Fatih Saraç’ın medya komiserliği vazifesini yapış tarzına verilen ad.
         Alo Babacım: Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın babasından gelen her telefonu açarken söylediği ve konuşma süresince sayısız defa tekrarladığı, üzerine şarkılar bestelenen sevimli hitap şekli.
         Aklama: Adı rüşvet iddialarına karışan müstafi 4 bakanla ilgili 5 Mayıs 2014’te kurulan 15 kişilik TBMM Soruşturma Komisyonu’ndaki AKP’li üyelerin ve Yüce Divan oylaması sırasında AKP’li milletvekillerinin yaptığı şey. 
B
Babek Zencani: 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalının baş aktörü Reza Zarrab’ın ortağı. Devletini 2,8 milyar dolar dolandırmaktan dolayı İran’da idam cezası istemiyle yargılanan gözükara kişi.
         Başçalan: Twitter’da Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen tapeleri yayımlayan hesap. Bu hesaptan 42 video paylaşıldı. Bu videolar toplam 14 milyondan fazla izlendi. 17 Aralık’tan sonra görevden alınan emniyet müdürleri bu hesaptan şikayetçi oldu.
         Bilal Erdoğan: Her haliyle, her tavrıyla 17/25 Aralık sonrası dönemin hakkında en çok konuşulan fenomen ismi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikinci ve biricik oğlu.
         Bakara-Makara: Dönemin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’la gazeteci Metehan Demir arasında geçtiği iddia edilen bir ses kaydındaki niteleme. İkili telefon konuşmalarında Bakara Suresi’nden dalga geçerek bahsediyor.
Bahşiş: Reza Zarrab’ın dedesinden öğrendikten sonra hayat felsefesi ve iş yapış tarzı haline getirdiği ‘O… ile memurun bahşişini başında verin’ tavsiyesindeki ahlaksız işlem.
Bank Asya: Hiçbir somut gerekçe ve sebep gösterilmeden tamamen “cadı avı” ve intikam amaçlı olarak 31 Mayıs 2015 tarihinde yönetimine el konulan Türkiye’deki en büyük faizsiz özel banka.
C
Cadı Avı: 17 Aralık skandalının patlak vermesinden sonra Hizmet Hareketi’ni hedefe koyan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “…cadı avıysa, evet biz bu cadı avını yapacağız” açıklamasından bu yana aralıksız sürdürülen tüm ahlaksız, kuralsız, hukuksuz, keyfi zulüm ve baskı faaliyetleri.
         Cemaati Bitirme Planı: 2004 MGK’sında Hizmet Hareketi hakkında alınan ve “uygulanmadı” denilen fakat ortaya çıkan belgelerle deşifre olup yalanlanamayan plan. Fişleme belgeleri 2 Aralık 2013’te Taraf’ta yayımlandı. 17 Aralık’tan sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik sistematik baskı ve zulümlerle sürekli hatırlandı.
         Can Dündar: 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalının patlak vermesinden sonra “Erdoğan’ın En Uzun Günü” isimli belgeselle iktidarın şimşeklerini üzerine çeken, Suirye'deki radikal örgütlere silah taşıyan MİT tırları manşeti bahane edilerek Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ile birlikte hapse atılan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. 
Ç
Çikolata Kutusu: Ayakkabı kutusu kadar meşhur olmasa da benzer fonksiyonu gören şık karton ve parlak kağıttan nesne. Reza Zarrab’ın Egemen Bağış’a gönderdiği iddia edilen rüşvet paralarını taşımak için kullandığı kıymetli kutu.
         Çalıyorlar Ama Çalışıyorlar: 17 Aralık skandalından sonra sözümona “dindar” AKP’li seçmenin iktidarı savunmak için öne sürdüğü argüman. AKP’nin ve Erdoğan’ın ustalık döneminin halkça yorumu.
         Çağlayan Saati: 17 Aralık soruşturmasının en önemli simgelerinden biri. Reza Zarrab’ın Bakan Zafer Çağlayan’a rüşvet olarak verdiği ileri sürülen yaklaşık 700 bin TL değerindeki Patek Philippe 5101G marka kol saati. Hala Çağlayan'ın kolunda olduğu tahmin ediliyor.
D
Dershaneler: Hizmet Hareketi’ne yönelik “cadı avı” operasyonlarının bir parçası olarak Erdoğan ve AKP’nin israrla kapatmaya çalıştığı öğrencilere kaliteli destek veren bahtsız eğitim kurumları. 
E
Erdoğan Bayraktar: lunun adı yolsuzluk iddialarına karıştığı 17 Aralık 2013 günü telaşla NTV’ye bağlanarak canlı yayında “Ne yaptıysam başbakanın talimatıyla yaptım” dedikten sonra Başbakan Erdoğan’ın istifa etmesini isteyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı. Erdoğan'ın bilahare bazı sui generis yöntemlerle tekrar yola getirdiği kıymetli şahsiyet.
         Egemen Bağış: Bütün bakanların isimlerinin çocukları üzerinden karıştığı 17 Aralık yolsuzluk skandalına doğrudan ismi karışan tek bakan. Dönemin Başmüzakerecisi ve AB Bakanı.
         Efkan Ala: 17 Aralık sonrası, hedefe koyduğu gazeteci Mehmet Baransu için “Mahkeme kararına gerek yok. Kapısını kırın, o adamı alın” diyen, hızını alamayarak savcının direnmesi halinde, “Savcıyı da alın” talimatı veren, maiyetindekileri suç işlemeye teşvik ederek Ya kardeşim biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız, savcıdan korkmayın siz. Koca yüzde 50 oy almış partinin iradesini söylüyorum ben, gerisini s... et” diyen dönemin çok kıymetli Başbakanlık Müsteşarı. Hukuka ve Anayasa’ya bile eyvallahı olmayan bu cevvaliyetinden dolayı dışarıdan atamayla İçişleri Bakanlığı ile ödüllendirilen kişi. Şu an ise seçilmiş İçişleri Bakanı olarak aynı minval üzere hizmetlerine devam eden şahsiyet. 
F
Fuat Avni: Dönemin en gizemli, gerçek kimliği en çok merak edilen sanal kişisi. Twitter fenomeni. Tapelerle ilgili ipuçları yayımlayan, operasyonları önceden bilen, yazdıkları sosyal medyada gündem olan esrarlı hesap. Seçim tahminlerinde yanılması sonucu inandırıcılığını ve eski popülerliğini kaybeden sosyal medya kişisi.
         Fezleke: Rüşvet aldığı iddia edilen 4 Bakan’a dair düzenlenen ama gizlilik kararı konularak milletvekillerinin bile görmesi engellenen tuhaf bir doküman.
Fix Deposit: Hikayemizin esas oğlanı Reza Zarrab adlı kişinin etki altına almak istediği yabancı konukları için pazarlıkla organize ettiği hayat kadınlarından birini sadece kendisine “müstakilen hizmet” için ayırmak üzere kullandığı ve güzel Türkçemize kazandırdığı bir terim. 
G
Güler (Muammer): Rüşvet ve yolsuzluk iddialarına daha ziyade oğlu Barış Güler üzerinden adı karışan, ama rüşvet karşılığı İranlı işadamına MİT ve polise karşı koruma sağlamak vaadini  “Abicim sen rahat ol. Vallahi öyle bir şey varsa, senin önüne ben yatarım ya! İçişleri Bakanlığı’nda, Maliye’de ve MİT’te bir şeyin yok” diyen İçişleri Bakanı.
         Gazetecileri Susturma: 17 Aralık ve sonrasında ortalığa saçılan yolsuzluk ve hukuksuzluklara dair gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için AKP hükümeti ve Erdoğan rejiminin, gazetecilere dava açarak, tehdit ederek, linç kampanyaları düzenleterek, gazete-TV baskınları düzenleyerek, mali soruşturmalar açarak, yayın organlarına el koyarak, gazetecileri hapse atarak gerçekleştirdiği yaygın ve sistematik faaliyet.
         Gözaltılar: Yürütülen “cadı avı” operasyonları kapsamında başta Hizmet Hareketi’ne yakın insanlar olmak üzere AKP hükümeti ve Erdoğan rejimi tarafından hedefe konulan kesimlere yönelik uygulanan yıldırma ve sindirme yöntemi.
         Gizlilik Kararı: Özellikle 17 Aralık skandalından sonra AKP hükümetinin kamuoyu tarafından duyulmasını, bilinmesini istemediği her konuda emrindeki yargıyı kullanarak koydurduğu hukuksuz ve keyfi yasak türü. Sansür, karartma...
H
Hayırsever: 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalının başaktörü Reza Zarrab’ı Erdoğan’ın “Hayırsever bir işadamı” diye tanımlamasıyla çok ciddi anlam kaymasına uğrayan o ana kadar son derece olumlu anlamlara gelen bir kelime. Eskideki anlamıyla gerçek “hayırsever” olanların son 2 yıldır “terörist” olarak sürekli ve sistematik operasyonlara, saldırılara, baskılara uğradığı talihsiz kelime.
         Haşhaşi: Erdoğan’ın 17 Aralık skandalı sonrası Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik kullandığı 400 civarındaki birbirinden nezih hakaret kelimeleri arasında en sıklıkla kullanmayı tercih ettiği hakaret ifadesi. Erdoğan’dan alıntıyla cümle içinde kullanılışı: “Bunlar itikadi noktada da bir sapıklığı içindeler. Bunlar tam haşhaşi…”
         Havuz Medyası: Menfaat karşılığı iktidara destek veren medya organlarına verilen genel ad. Havuz medyasının nasıl oluştuğuna dair fezlekede yer alan kayıtlara göre büyük devlet ihalelerini alan yandaş ve besleme işadamlarından hükümeti destekleyecek medya organlarına para aktarılıyor. Mezkur havuz medyasını atanmış bürokrat niteliğindeki isimler yönetiyor. Karşılığında ihaleler hep aynı isimlere gidiyor.
         HSYK: 17 Aralık 2013 skandalı sonrası yargıyı tamamen hükümete bağlamak için yapısı kökten değiştirilerek vesayet altına alınan yargı yönetim mekanizması. Apar topar çıkarılan bir düzenlemeyle HSYK bünyesinde Adalet Bakanı’na hakim, savcı ve adalet müfettişlerinin atanması, disiplin soruşturmaları vb birçok konuda geniş yetkiler verildi. Bu sayede ülkede hukuk ve bağımsız yargı erki yok edildi. Hukuk guguğa dönüştü.
İ
İstifalar: Yolsuzluk ve rüşvet skandalına tepki gösteren çok az sayıdaki AKP’li milletvekilinin yanı sıra adı skandala karışan bakanlar olan Bağış, Güler, Çağlayan ve Bayraktar’ın ancak 8 gün sonra gönülsüzce yaptığı siyasetçilerin şeytan görmüş gibi kaçındığı unutulmuş eylem tarzı.
         İn: Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın "İninize gireceğiz, ininize. Didik didik edeceğiz” diye startını verdiği, suçlu-masum ayrımı yapmaksızın Hizmet Hareketi’ne savaş açtığı ve bir türlü girmelere doyamadığı varsayımsal yer. En ağırından cadı avcılığı.
         İpek Medya Grubu: 17 Aralık 2013 sonrası eleştirel çizgisinden dolayı Erdoğan rejimi ve AKP hükümetinin hedefi haline gelen ve 28 Ekim 2015 günü hükümet tarafından hukuksuz ve keyfi bir şekilde fiilen el konulan medya grubu. Yavuz hırsızların yeni hırsızlık tarzına önemli bir örnek.
J
JPC: Özellikle 17 Aralık rezaletinden sonra Türkiye’de gazetecilere ve medyaya yönelik baskılara ve yok etme çabalarına karşı Sınır Tanımayan Gazeteciler’le birlikte en sert tepkiyi veren New York merkezli uluslararsı gazetecilik örgütü. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin İngilizce kısaltması. 
K
Kupon Arazi: Bazılarını derhal yoldan çıkaran en değerli arazi, ranta uygun arazi… Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve TOKİ Başkanı Ahmet Haluk Karabel’in konuşmasının yayımlanmasının ardından kamuoyuna mal olmuş tanımlama.
L
Lügat: Dünya tarihinin belki de en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalı olan 17/25 Aralık rezaletini ve sonrasında yaşanan hukuksuzluk, baskı ve zulümleri tam anlatabilmek için asla yetmeyecek olan kifayetsiz dilbilimi aracı. 

M
Mehmet Cengiz: 17 Aralık operasyonlarına ve Havuz medyası iddialarına adı karışan “Bu milletin …na koyacağız” beliğ küfrüyle haklı bir şöhrete kavuşan, Erdoğan’a yakınlığının sağladığı alabildiğine objektif şartlarla yüksek meblağlı tüm ballı kamu ihalelerinde gözetilmeye en mazhar değerli işadamlarından biri.
         MİT Raporu: Millî İstihbarat Teşkilatı’nın dönemin Başbakanı Erdoğan’a sunduğu rapor. Reza Zarrab’ın bazı bakan ve yakınlarıyla ilişkisini anlatan ve “Bu ilişkiler ortaya çıktığında hükümetimiz zor durumda kalır” uyarısını yapan partizan metin. Erdoğan’ın 17 Aralık’tan 8 ay önce verilen bu duyarlı rapora itibar etmediği, gereğini yerine getirmediği anlaşılıyor.
N
Nedeni: 17/25 Aralık operasyonlarına sebep olan yolsuzlukların ve rüşvetlerin muhteris muktedirlerde sıklıkla görülen ve bir türlü engelleyemedikleri compulsive obsessive nitelikteki daha fazla para, daha fazla güç ve iktidara duydukları doyumsuz  ihtiras.
O

Okul Baskınları: 17 Aralık sonrası Erdoğan’ın talimatlarıyla zırhlı araçlar ve ağır silahlı polislerle yürütülen sistematik “cadı avcılığı”nın temel uğraş faaliyeti. Kreşlere ve anaokullarına baskınlar da yan faaliyet olarak devam ettiriliyor. 
         Oğullar: Bakanların rüşvet ve yolsuzluk faaliyetlerini aracılıklarıyla yaptıkları iddia edilen yakınları. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Oğuz Bayraktar.
Ö
Önüne Yatmak: Lütfen bakınız “Güler (Muammer)” maddesine.
P
Paralel: 17 Aralık 2013 sonrasının en büyük icadı. Türk halkının son iki yıldır en çok duyduğu kelime. Yolsuzluk soruşturmasını savuşturmak üzere icat edilmiş çok kullanışlı, dilden düşmeyen tanımlama. Sözlükte anlamı “Uzunluğu boyunca birbirinden eşit uzaklıkta bulunan doğru ya da düzlemlerin birbirlerine göre durumlarını tanımlamakta kullanılan bir sıfat.” diye açıklanan “paralel”, Erdoğan ve “havuz medyası” tarafından artık sadece Hizmet Hareketi hedef gösterilirken kullanılıyor.
         Polisler: 17 Aralık 2013 skandalından sonra suçüstü yakalanan hırsız ve rüşvetçilerden bir türlü yakalarını kurtaramayan, binlercesi görevinden olan, on binlercesi oradan oraya sürülen, yüzlercesi tutuklanan bahtsız meslek grubu. 
R
Reza Zarrab: 17 Aralık soruşturmasının kilit ismi. Dolayısıyla bütün bu yazılanların ana müsebbibi. Erdoğan’a göre Türkiye’de ikamet eden İran asıllı “hayırsever işadamı”. Kara para aklamak ve rüşvetten suçlanıyordu. 70 gün tutuklu kaldı. Ortağı İran'da idamla yargılanırken, kendisi Türkiye'de krallar gibi yaşayan Erdoğan için en makbul sonradan olma TC vatandaşı. Kamuoyunda biraz Ebru Gündeş’in kocası olarak da tanınıyor.
         Rüşvet: Reza Zarrab’ın dedesinin ifadesiyle ‘O… ile memurun bahşişini başında verin’ cümlesindeki anlamıyla “bahşiş” kelimesiyle eşanlamlı olan ve ahlaksız bir fiili ifade eden kelime. İslam'a göre verenin de, alanın da melun olduğu şey.
S
Sıfırlamak: Sözlükte “Sayma işlemi yapan bir göstergeyi sıfır sayısına getirmek”, “Yok saymak”, “Hiç yokmuş gibi düşünmek” anlamlarına gelen, 17 Aralık’la birlikte yeni karşılıklar kazanan kelime. Dönemin Başbakanı Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin oğlu Bilal Erdoğan olduğu iddia edilen kişiye kısık sesle söylediği “paraları tamamıyla sıfırlayın” talimatıyla meşhur olan sözcük. Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre Erdoğan’ın İstanbul Kısıklı’daki evinden paranın önemli bir kısmı çeşitli yollarla çıkarılıyor. Elde kalan 30 milyon Euro ise bir türlü sıfırlanamıyor. 17 Aralık 2013 tarihinde saat 23.05’te geçtiği iddia edilen konuşmada Bilal Erdoğan, “30 milyon Euro gibi bir miktar daha var. Tamamıyla sıfırlayacağız inşallah.” diyor.
         Savcılar: 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yaptıkları, bakanları ve yakınlarını suçüstü yakaladıkları için hükümete darbe yapmakla suçlanan ve bu yüzden başlarına gelmedik kalmayan kanun adamları. Kanunu, hukuku ve adaleti hiçe sayarak yozlaşmış muktedirlerin tetikçiliğine soyunan türleri de vardır.
Sulh Ceza Hakimlikleri: 17/25 Aralık skandalı sonrası muhalifleri cezalandırmak üzere Erdoğan tarafından 2014 Haziran ayında kurulan intikam araçları. Hukukun temel ilkelerinden olan “Kanuni hâkim” veya “Olağan hâkim” de denen “Tabii hâkim” ilkelerinin tabutuna son çiviyi çakan hukuksuzluk organı.
Ş
Şeffaflık: Meclis denetimi, sivil toplum denetimi, yargı denetimi ve medya denetimi sıfırlandığı için hesap verme endişesi olmadan keyfince hareket edebilen yürütme organıyla Türkiye’de adından da, kendisinden de eser kalmayan demokratik hukuk devletlerine has bir güzel özellik. 
T
Tasfiyeler: 17/25 Aralık skandalı sonrası devlet içindeki cadı avcılığının resmi adı. On binlerce polis, yargıç, savcı, bürokrat ve medya mensubu herhangi bir somut delil gösterilmeksizin işlerinden ve görevlerinden edildi. Polis akademileri kapatıldı, binlerce üst düzey emniyet müdürü emekli edildi, akademisyenler üniversitelerden atıldı.
         Twitter: 17 Aralık 2013 rezaleti sonrası hükümet baskıları ve saldırıları sonucu özgür medya gün be gün yok edilirken gerçek ve doğru haber akışında hızla konvansiyonel medyanın yerini alan sosyal medya mecrası.
         TÜRGEV: Bilal Erdoğan’ın kontrolünde olan ve gerek hükümet, gerek kamu kuruluşları ve gerekse işadamları için en fazla gözetilmeye mazhar olan vakıf. Erdoğan’ın mütevelli heyetinde olduğu TÜRGEV’a yapılan çeşitli tahsisatlarda yolsuzluk yapıldığı iddiaları sıklıkla gündeme gelirken, 17/25 Aralık belgeleri arasında uluslararası şaibelerin odağında olduğuna dair de bulgular yer almaktadır. 
  
U
Unutturma Çabaları: 17/25 Aralık 2013’te ortalığa saçılan rüşvet ve yolsuzluk kanıtlarını unutturmak için ne zaman o kanıtlar gündeme gelse düzenlenen algı operasyonlarıyla amaçlanan hedef. 
Ü
Üniversiteler: Yolsuzluk ve rüşvet lekesini sırtında taşıyan Erdoğan rejimi ve AKP iktidarının sürdürdüğü sistematik “cadı avı”nın ve nefret operasyonlarının son hedefi olan Hizmet Hareketi’ne yakın yüksek eğitim kurumları. Keyfi ve hukuksuz bir şekilde kapatılma ya da el konulma riski altında bulunan kurumlar. 
V
Vesayet: Bir tek adam rejimi yolunda hızla ilerleyen ve bu çabasını 17/25 Aralık skandalından sonra artıran Erdoğan’ın AKP, hükümet, devlet kurumları ve medya üzerinde kurmaya çalıştığı güdüm sistemi.
Y
Yüzde 20: Erdoğan yanlısı bir ilahiyatçı olan Prof. Ahmet Gündüz’ün “Eski hükümetler, milletin malının yüzde 80’ini yiyorlar ve kalan yüzde 20’si ise yol parasına bile yetmiyordu. Tayyip Bey’in hükümetleri ve bürokratları ise, yüzde 20’sini yediler; ancak yüzde 80’ini millete harcadılar” diyerek Erdoğan ve çevresindekileri övdüğü ve halktan çalmak için makul bulduğu oran.
         Yalan: 17/25 Aralık skandalları sonrası AKP’ye, hükümete ve hükümet medyasına hakim olan iletişim tarzı. 
Z
Zafer Çağlayan:  17/25 Aralık soruşturmasında rüşvet aldığı iddia edilen 700 bin TL’lik saat ile gündeme oturan, rüşvet ilişkisinin bununla sınırlı olmadığına dair somut kanıtlar ortaya konan Erdoğan kabinesinin Ekonomi Bakanı.
---
Murat Tokay’ın Aksiyon dergisindeki dosyasından istifade edilmiştir.
          

17 Eylül 2015 Perşembe

Kötü para iyi parayı kovuyor


Başlığa bakıp hemen İngiltere’de Kraliçe I. Elizabeth döneminde baş gösteren piyasadaki bir para sıkıntısından dolayı Sir Thomas Gresham’ın yaptığı tespitten bahsettiğim sanılmasın. Bu yazıda üzerinde duracağımız “kötü para” ve “iyi para” Sir Gresham’ın bahsettiğinden tamamen farklı.
Malumunuz 16. yüzyılda banknotlar yoktu. Sadece değişik değerli metallerden üretilen paralar vardı. 16 yüzyılda İngiltere’de metal para gümüş içerikliydi. Süreç içerisinde gümüş içeriği düşük olan paralar dolaşıma girince gümüş içeriği fazla olan paralar piyasadan kaybolmaya başladı. Bunun üzerine I. Elizabeth’in görevlendirmesiyle danışmanı Sir Gresham konuyu inceledi ve bir rapor hazırladı. Sir Gresham, ikisi de aynı piyasa değerindeki metal paralardan birinin içinde daha fazla gümüş olunca içinde daha az gümüş bulunan paranın para olarak değerinin arttığını tespit etti. Daha fazla gümüş içeriği olan 1 şilinle de, daha az gümüş içeriği olan 1 şilinle de aynı malın alınabildiğini kayıtlara geçirdi. Bu durumda içinde daha fazla gümüş içeriği olan parayı eritip içindeki gümüşü satmak daha akıllıcaydı. Nitekim İngiltere’de de böyle olmuştu.
Sir Gresham’ın ismiyle anılan ve “Gresham Yasası” adı verilen ‘kötü para iyi parayı piyasadan kovar’ ilkesi bir zamanlar ekonomi biliminin temel esaslarından biriydi. Ancak kâğıt paranın ortaya çıkması ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi bu yasayı tersine çevirdi. Bu sefer insanlar değeri sürekli düşen yerli banknotu, değerini koruyan yabancı paralarla değiştirmeye başladılar. Özellikle yerli paranın faizinin düşük olduğu dönemlerde bu eğilim yaygınlaştı. Böylece yasa tersine döndü ve iyi kâğıt para kötü kâğıt parayı piyasadan kovmaya başladı.
Neyse ki konumuz bu değil. Türkiye ile ilgili anlatacağımız bu hikayeye “Gresham Yasası”nın çağrıştırdıkları daha uygun. Hikayemizde “iyi para” yerine “temiz/meşru para”, “kötü para” yerine ise “kirli/kara para” demek belki daha münasip olacaktır. Ancak, Gresham Yasası’nın edebi çarpıcılığına teslim olarak bu yazıda iyi para-kötü para dikotomisini kullanmayı tercih edeceğim.
Bilindiği üzere Türkiye, özellikle 2002-2005 yılları arasında, Avrupa Birliği üyelik sürecinin gerektirdiği köklü demokratik ve hukuki reformları gerçekleştirmişti. Zaten 2001 ekonomik krizi sonrası da IMF ve Dünya Bankası ile yapılan 48 milyar dolarlık stand-by anlaşmasının bir gereği olarak ulusal ekonomi ve finans sistemini sil baştan yeniden yapılandırmıştı. Bu reformlar ve yeniden yapılandırmalar sayesinde Türkiye bir anda doğrudan yabancı yatırımın gözde destinasyonlarından biri haline gelmişti. Cumhuriyet tarihi boyunca ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımın toplamını bir yıl içerisinde alır hale gelen Türkiye’de ekonomi o yıllarda uluslararası para ve kredi bolluğunu da iyi değerlendirerek adeta şaha kalkmıştı. Yine bu güçlü ekonomik/finansal yapısı sayesinde 2009 küresel ekonomik krizinin etkilerinden çok fazla zorlanmadan çıkmayı başarmıştı.
Maalesef 2011 yılından başlayarak demokrasi ve hukuk alanında yeniden geriye gidişin başlaması, son 2 yılda ise 2001 krizinden sonra yeniden yapılandırılan ekonomik ve finansal sistemin tamamen tarumar edilmesi ile birlikte Türkiye 2000’li yıllara damgasını vuran bu başarı hikayesini tamamen ziyan etti. 2001 krizi sonrası oluşturulan tüm düzenleyici özerk kuruluşlar giderek otokratik bir tek adam yönetimi hüviyetine bürünen iktidarın etkisi altına girdi. Öyle ki artık ne Merkez Bankası bağımsız ve özerk hareket edebiliyor, ne BDDK, ne de SPK… Dolayısıyla özerkliklerini büyük ölçüde yitiren bu kurumlar ekonomi biliminin ve piyasa koşullarının gerektirdiği hamleleri zamanlıca yapmaktansa siyasi iktidarın popülist beklentilerini karşılamak zorunda kalıyor.
Özellikle 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalının patlak vermesinden sonra yargının tamamen iktidarın güdümüne girmesi, güçler ayrılığı sisteminin tamamen yok edilmesi sonrası Türkiye, tamamen bir tek adam diktası görüntüsü veriri oldu. Türkiye’de hukuk güvencesi ortadan kaldırılınca geriye ne mülkiyet haklarını, ne teşebbüs hürriyetini garanti altına alan bir ortam kaldı. Her ne kadar önceki 10 yıl boyunca sergilenen başarılı performansla oluşturulan imajın meyveleri belirli bir süre daha gelmeye devam ettiyse de nihayet Türkiye’de kralın çıplak olduğu gerçeğini yerli-yabancı herkes artık anladı.
Kral çıplaktı ve Türkiye Erdoğan’ın ve yakın çevresinin adının karıştığı büyük bir yolsuzluk ve rüşvet skandalının alelacele üstünü örtmek için hukuk güvencesinin ortadan kalktığı bir ülke olmuştu. Dahası özel teşebbüs ürünü olan dershanelerin kapatılması örneğinde olduğu gibi artık teşebbüs hürriyeti tehdit altındaydı. Gasp edilen Çukurova Holding ve Bank Asya örneklerinde olduğu gibi özel mülkiyet haklarına artık saygı gösterilmiyordu. Toplumun muhalif kesimlerine gözdağı üzerine gözdağı veriliyor, hiçbir somut delile dayanmaksızın “terörist”, “casus” yaftası vurup siyasi amaçlarla düşmanlaştırılarak yok edilmeye çalışılıyordu. Türkiye, seçim sonuçlarının bile mafyatik iktidar çetesi tarafından fiilen tanınmadığı, basın ve ifade özgürlüğünün ise yok edildiği bir ülke haline gelivermişti.
10 yıl boyunca büyük gayretler sarf edilerek oluşturulan yatırım iklimi Erdoğan’ın  dikta hevesi yüzünden bir-iki yıl içerisinde tarumar edildi. Hukuk güvencesi olmayan, yatırımcılar için vazgeçilmez olan öngörülebilirliği yok eden keyfiliklerin zirve yaptığı, Erdoğan rejimine yüzde yüz biat etmeyen her iş adamının batırılarak mallarına el konulmaya çalışıldığı bir ülkeye yabancı yatırımcılar neden gelsin ki? Zaten gelmediler de… Ülkeye yeni yabancı yatırımcılar gelmediği gibi hali hazırda gelmiş olanlar da Türkiye’den en az zararla kaçmanın yolunu arar oldu. Yabancı sermaye şöyle dursun, kendi ülkesinde geleceğini riskte gören yerli işadamları bile sermaye ve varlıklarının en azından bir kısmını yurtdışına çıkarmanın arayışına girdi. Türkiye, hukuki güvence ve asgari saygı arayışındaki meşru ve temiz sermaye için yatırım iklimi uygun bir ülke olmaktan hızla çıkarıldı.  
Yabancı sermayenin ülkeyi hızla terk etmesi artık büyük yekun oluşturarak resmi figürlere de yansıyor. Çarşamba günü uluslararası yatırım pozisyonunu açıklayan Merkez Bankası’nın verilerine göre sadece bu yılın Ocak-Temmuz ayları arasında 44,8 milyar dolar tutarındaki yabancı sermaye Türkiye’yi terk etti. Bu yabancı sermaye çıkışının 17,2 milyar dolarının doğrudan yatırım, 28,6 milyar dolarının ise portföy yatırımı stokundan olduğu ifade ediliyor. Yabancı sermaye ülkeden kaçarken, yenisi gelmezken ve bu yüzden Türkiye nakit sıkıntısı çekerken aynı dönemde yerli sermayenin yurtdışında 2 milyar dolar tutarında doğrudan yatırım yaptığı da kayıtlara geçti.
Hatırlanacağı gibi benzer bir yabancı sermaye çıkışı 2008 krizinde de yaşanmış ve Türkiye’den 102 milyar dolar çıkmıştı. Ama o çıkış küresel finans krizi kaynaklıydı. Bugün ise dünyada kriz yok. Otokratik bir demir yumruk peşindeki Erdoğan rejimi maalesef Türkiye’nin ekonomi yönetimine olan güveni tamamen sıfırladı. Öyle ki, Dünya Bankası, yatırım kolaylığı sıralamasında, Türkiye’yi dört sıra birden gerileterek 51. sıradan 55. sıraya indirdi. Siyasi amaçlı ve keyfi vergi cezaları, onlarca yıldır üreten ve binlerce insana istihdam sağlayan en temiz şirketlere mesnetsiz suçlama ve iddialarla polis baskınlarının yapılması ve hukuk güvencesinin tamamen ortadan kalkması Türkiye’yi yatırım yapılır bir ülke olmaktan çıkardı.
Bırakın yabancı yatırımcıyı, son olarak Erdoğan diktasının hedef aldığı Kaynak Holding, Koza-İpek Holding, Boydak Holding, Doğan Holding gibi köklü ve meşru sermaye için bile ülke yaşanmaz hale getirildi. Tabii bunlar olurken rant ve kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesi yoluyla semirtilen Erdoğan yandaşı türedi şirketlerin ve sermayenin önü açıldı. On yıllarca süren çileli süreçlerle büyümüş olan Anadolu Kaplanları batırılmaya çalışılırken, köksüz/temelsiz ve gücünü tamamen Erdoğan ile ilişkisinden alan kuşkulu sermaye grupları bugün büyüdükçe büyüyor.
Daha da kötüsü Türkiye adeta bir kara ve gri para cenneti haline gelmiş durumda. Yaptırımlar altında uluslararası finans sisteminden dışlandığı dönemde İran’ın yarı-meşru milyarlarca dolarını Türkiye’nin finansal sistemine sokan Reza Zarrab ve Babek Zencani örneklerinde olduğu gibi Türk finans sistemi de patolojik bir hale bürünmüş durumda. Öyle ki İran, Zencani ile ilgili yürüttüğü soruşturma kapsamında en az 12 milyar dolarının Türkiye’de kaybolduğunu ileri sürüyor. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin ise Türkiye’nin çarpık finans sistemine petrol gelirlerinden 6 milyar dolarını kaptırdığı dedikodusu kulaktan kulağa yayılıyor.
Öte yandan, temiz ve meşru yabancı sermaye ülkeyi hızla terk ederken son dönemde her yıl Türkiye’ye miyarlarca dolar kaynağı belirsiz para girişi oluyor. Sadece son 7 ay içinde bu rakamın 9 milyar dolara ulaştığı biliniyor.
Yani neresinden bakarsınız bakın, hukuku, demokrasiyi, teşebbüs hürriyetini ve özel mülkiyet dokunulmazlığını askıya alarak mafyatik bir çete görüntüsü sergileyen Erdoğan rejiminin oluşturduğu bu boğucu iklimde kötü para iyi parayı kovuyor. Üstelik bu kendiliğinden ya da gizli de olmuyor. Erdoğan ve adamlarının adeta ellerinde büyük büyük sopalarla temiz ve meşru parayı nasıl kovduğunu herkes görüyor.